geri dönüşüm muhteşem oldu!

ayların emeği var şu patchwork’ümsü yer örtüsünde (doğru ismi bulamadım) evde ne kadar elde kalmış, giyilmeyen, eski kot varsa ortaya döküldü, kesildi, ütülendi, birleştirildi. ama uzun sürdü gerçekten uzun sürdü, süründü, yarım kaldı. çok şükür bitti. dikişlerim kötü olsa da, geri dönüştürülmüş bir örtü var elimde artık. çocuk sahibi olanların muzdarip olduğu halı lekelerinden bu şekilde biraz da olsa sakınmak mümkün herhalde. kot olduğu için hayli ağır ve yere yapıştı. arkasına kanvas bir kumaş diktim. o da baya ağırlık yaptı, tek başına kilim yapsam olacakmış (:

 

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Mevlana University Community Gardens

Since the beginning of April, when the snow started to melt away, I have been observing the weeds, flowers and herbs on our campus. 

Mevlana University campus spreads over a large area called Esentepe -correct translation can be “wuthering hill”(: . Although it is an arid and stony region, I was surprised by the variety of the weeds I have seen. I have noted most of the pasture herbs, and I will post all of them on this blog. 

Here is the list (for now) with Turkish and English equivalents:

Latin                             Turkish                   English

  1. Anthemis Cretica   -Dağ Papatyası-   Anatolian Mountain Chamomile
  2. Centaurea hyalolepis-Peygamber Çiçeği-Knapweed, Cornflower
  3. Crepis foedita-Hindiba- Stinking hawk’s beard
  4. Hiareceum pannosum- ? – Hawkweed
  5. Onopordum acanthium- Adi eşek dikeni- common cotton thistle
  6. Senecio cilicius-Kanarya otu-?

View original post 151 kelime daha

Yitip giden bilgiler ve plantago lagopus (bildiğin toklubaşı!)

 kaynak: http://www.menudanatura.com/2011/02/plantago-lagopus-l.html 

Yerel otları öğrenmeye merak sardım bu aralar, acı marul, çıtlak, toklubaşı… 23 Nisan tatilini fırsat bildim, 3 günümü köyde geçirdim. İç Anadolu’da “toklubaşı” olarak biliniyor plantago lagopus. tüylü kalın yapraklı bir ot. Evde hiçbir şeyin hazır olmayıp çıkıp bahçenden bir kaç kök plantago lagopus toplamak, soğan kavurup pişirmek bence çok büyük bir lüks, ama bize göre öyle tabii ki. Ne kadar imreniyorum basit hayatlara. Bahçede gördüğüm bir kaç kök toklubaşını görünce nasıl sevindim, alıp bağrıma basasım geldi. Küçük kara balığa nasıl koparması gerektiğini gösterdim, eline bıçak verdim korkmadan. Kesmeye çalıştı yarım yamalak.

Köyde yaşamanın, kendi evini kendin inşa etmenin, tezekleri biriktirip ev yapmanın, sıva yapmanın ne kadar tatmin edici ve harika olduğunu düşündüm. Kendi kendini geçindirebilmenin, sürdürülebilirliğin en temel şeylerden biri olduğunu gördüm yine ve yine imrendim. Üzüldüm de..Köylerin artık eskisi gibi kendini sürdüremediğini, köy evlerinin de artık beyaz eşya ve mobilyayla dolduğunu gördüm. Köy bakkalında satılan bembeyaz kar gibi ekmekler, bacası yıkılan mahalle fırınları, ve poşet tarlaları gördüm. Artık ekmeklerin nohut mayasıyla, paylaşılan üretilen mayayla değil Dr Oetker’le yapıldığını gördüm ve üzüldüm. Anneannem anlattı 1950’li yılları ve üzüldüm. Çamaşırları çamaşır sodası ve sıcak suyla yıkadıklarını anlattı, kendi kıyafetlerini diktiğini anlattı. Utandım, kendi söküğümü dikememekten, kendi yiyeceğimi yetiştirememekten, bu kadar çok tükettiğimden utandım. Pırasa, soğan, turp tohumlarını ayırt edemedim. Gelin çiçeği ve mercanköşk, kadife çiçeğiyle sarmaşık tohumunu ayırt edemedim. Turpun 7. ayda ekileceğini bilemedim. Mısır’ın fasülyeye sarılması gerektiğini anneannem zaten biliyordu, anlatamadım.

Kaybolmuş…bütün bu bilgilere birşeyler olmuş biryerlerde yitip gitmişler. Ya bizler üniversite okurken ve internette araştırma yaparken ya da anne babalarımız şehre göç edip gittiğinde. Kendimizi sürdürememeyi öğrenmişiz. Bİze öğretilen herşey zarar verme, tüketme, yıkma üzerine kurulu, anlayamamışız. Olmamışız henüz, büyüyememişiz hala. Ne kadar çok bildiğimizi düşünüyoruz ve ne kadar az öğrenebiliyoruz. Masanobu Fukuoka’ya hak verdim. Çiftçinin felsefeye ihtiyacı yok. Çünkü felsefe gereksiz. Biz modern dünya insanı herşeyi aklımızla çözümlemeye, ayrıştırmaya çalışırken ne kadar çok zarar vermiş, ve hiçbirşey öğrenememişiz. Permakültürün hasını yapıyor anneannem, diye düşünüyorum. Bahçe yerleşiminin felsefesini yaptım. neyi nereye neden koymuş. Bill Mollison’dan daha çok şey bildiğini düşünüyorum kesinlikle.

73 yaşında anneannem. Çok gelecek vaad etmiyor. Bir neslin ölümü bir bilgi hazinesinin kaybolması, ve bizim kitaplara daha bağımlı olmamız anlamına geliyor… Ama ben bunu 29 yaşımda farkettim, ne yazık….

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 8 takipçiye katılın

Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 8 takipçiye katılın