MAVİ LADİN

IMG_20130308_135405

IMG_20130308_142628

IMG_20130308_141257

8 Mart Dünya Kadınlar Günü anısına (: diktiğimiz 4 fidan, 4 adet mavi ladin, Picea pungens, Blue Spruce. Emeği geçen arkadaşlara çok teşekkür ederim. Himmet Ayyıldız,  Mustafa Baydovan, Hasan Fatih Uzman,  Abdullah Coşkun,  Mehmet Dinç, İlker Özden, Mahir Işık, Asel Çakır, Ayşenur, Feyza Devecioğlu, Fatmanur Betül Ataş

ben bu ay ellerimle baya bir iş yapmışım!

aslında yemek postlarını hiç sevmem, uzak durmaya çalışırım, kendim. Fakat bu ay mutfaktaki çabalarımı ben bile beğendim (:

Geçen haftasonu annemin köyündeydik, anneannemin hiç ilaç yüzü görmemiş vişnelerini kuşlardan kurtardık ve biz topladık, hem ona hem kendimize. İlk fotoğraf derin dondurucudaki yıkanmış, ayıklanmış hoşaf olmayı bekleyen vişneler.

Üniversitemizin bahçesinde çok sayıda sarkık dut/ters dut/paraşüt dut var-Morus nigra pendula. Gittim topladım, ama bir hayli zaman alıyor. Yıkadım, ayıkladım, bir kat şeker, bir kat dut dökerek bir gece beklettim. Ertesi gün kaynattım, posasını ayıkladım, ve dut şurubumuz hazırdı. Meyve suyu krizi tuttuğunda bizimkinin eline sulandırıp tutuşturuyorum (: Fotoğrafta en arkada bir kavanoz ve bir şişede şurup var, ortada dutun kendisi, en önde ise kahvaltıda yemek için ayırdığım posası.

Evet son çalışmamız da, yine köyden nasiplendiğim süt sonrası. 2 saatlik bir yolculuk olmasına rağmen getirene kadare süt kesilmişti. Hemen torbaya attım, süzüldü, suyunu dökmedim. Zira peynir altı suyu diyoruz, ama ingilizcesi Milk Serum, ya da sweet whey. Kullanım alanlarına bir bakın isterseniz, sınırsız sanki. Protein ve mineral deposu. Doğrudan içmek zor fakat pasta, ekmek, böreklere katabiliyor hatta saçınızı bile yıkayabiliyorsunuz. Şu link gayet güzel: http://www.theprairiehomestead.com/2011/06/16-ways-to-use-your-whey.html

Şişelere biriktirdim ekşimiş sütün suyunu, bildiğiniz gibi torbadakine de ekşimik, ya da işmik deniyor. Onu da afiyetle yedik, fotoğrafını çekmeye fırsat kalmadı maalesef. Peynir altı suyunu hemen kullanamıyorsanız buz küpü hazırlayabilirsiniz, donunca onları da poşetledim. Elimde hazır.

Ben ekmek yapmayı tercih ettim. tarif de hoşuma gitti, sonuç ta güzel tavsiye ederim: http://tuhfeninsayfasi.blogspot.com/2007/10/peynir-alt-suyu-ile-klksz-budaydan.html

Evet Temmuz ayı oldukça bereketli geçiyor, Ağustos’ta daha sıkı çalışmamız lazım. Bunlar haricinde, üniversite bahçemizde kolektif tarım yapıyoruz öğrencilerimizle, ot yolma, çapa işlerine de gidiyorum (: Ellerim çok çalışıyor çok! Alışık olmayınca su topladı avuç içlerim. Bir fotoğraf ta bahçemizden koyayım:

http://mevlanaunigarden.wordpress.com

Diğer projelerim kayısı kurutma, domates kurutm şimdilik. bir de terrarrium yapmak istiyorum, nasipse.

Mevlana University Community Gardens

Bugün dünyayı kurtardığıma inanıyorum. 5-6 kişilik ekibimizle kampüsümüzün arka bahçesine doğru yola çıktık, ellerimizde keser, tırmık ve kürekle. Seradan (Rixos oteli’nin serasını kullanıyoruz, kendilerine minnettarım bu konuda) fasülyelerimizi çıkardık. Ter içinde kaldı öğrencilerim. Sabahki yağışlı havadan eser kalmamıştı, biraz da bunaltıcı bir sıcak vardı hatta. yarım saat içinde toprağın alt üst edilmesi, taşların ayıklanmasını hallettik. Fakat sadece 3 karık için hazırlık yaptık. 3 çuval koyun gübresi sağlayan Yasin Yorulmaz’a, belleme ve düzenlemede çok gayret sarfeden, canını dişine takan Orhan Kayacılar, İsmet Coşkun, ve Anıl Yapıcı’ya, fotoğraflayan Sedacığıma, ve esprileriyle güzel bir vakit geçirmemizi sağlayan Halil İbrahim Ağralı’ya sonsuz teşekkürler. 

Bahçemize sebzelerle isminizi yazdırmayı düşünüyorum :)

Fasülyelerin  ekimini yaparken hangisi çalı hangisi sırıktır diye bir not tutmadık, çok pişmanım, seneye hepsine ne ektiğimi kesinlikle yazacağım. Tahmin üzere dikim yaptık, umarım tutar. 

Bu sene nisan ayında çok yağış olmadı Konya’da. Fazla sulamak gerekecek. Öte yandan damla sulama sistemimiz hala hazır değil, hortum…

View original post 47 kelime daha

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

geri dönüşüm muhteşem oldu!

ayların emeği var şu patchwork’ümsü yer örtüsünde (doğru ismi bulamadım) evde ne kadar elde kalmış, giyilmeyen, eski kot varsa ortaya döküldü, kesildi, ütülendi, birleştirildi. ama uzun sürdü gerçekten uzun sürdü, süründü, yarım kaldı. çok şükür bitti. dikişlerim kötü olsa da, geri dönüştürülmüş bir örtü var elimde artık. çocuk sahibi olanların muzdarip olduğu halı lekelerinden bu şekilde biraz da olsa sakınmak mümkün herhalde. kot olduğu için hayli ağır ve yere yapıştı. arkasına kanvas bir kumaş diktim. o da baya ağırlık yaptı, tek başına kilim yapsam olacakmış (:

 

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Mevlana University Community Gardens

Since the beginning of April, when the snow started to melt away, I have been observing the weeds, flowers and herbs on our campus. 

Mevlana University campus spreads over a large area called Esentepe -correct translation can be “wuthering hill”(: . Although it is an arid and stony region, I was surprised by the variety of the weeds I have seen. I have noted most of the pasture herbs, and I will post all of them on this blog. 

Here is the list (for now) with Turkish and English equivalents:

Latin                             Turkish                   English

  1. Anthemis Cretica   -Dağ Papatyası-   Anatolian Mountain Chamomile
  2. Centaurea hyalolepis-Peygamber Çiçeği-Knapweed, Cornflower
  3. Crepis foedita-Hindiba- Stinking hawk’s beard
  4. Hiareceum pannosum- ? – Hawkweed
  5. Onopordum acanthium- Adi eşek dikeni- common cotton thistle
  6. Senecio cilicius-Kanarya otu-?

View original post 151 kelime daha

Yitip giden bilgiler ve plantago lagopus (bildiğin toklubaşı!)

 kaynak: http://www.menudanatura.com/2011/02/plantago-lagopus-l.html 

Yerel otları öğrenmeye merak sardım bu aralar, acı marul, çıtlak, toklubaşı… 23 Nisan tatilini fırsat bildim, 3 günümü köyde geçirdim. İç Anadolu’da “toklubaşı” olarak biliniyor plantago lagopus. tüylü kalın yapraklı bir ot. Evde hiçbir şeyin hazır olmayıp çıkıp bahçenden bir kaç kök plantago lagopus toplamak, soğan kavurup pişirmek bence çok büyük bir lüks, ama bize göre öyle tabii ki. Ne kadar imreniyorum basit hayatlara. Bahçede gördüğüm bir kaç kök toklubaşını görünce nasıl sevindim, alıp bağrıma basasım geldi. Küçük kara balığa nasıl koparması gerektiğini gösterdim, eline bıçak verdim korkmadan. Kesmeye çalıştı yarım yamalak.

Köyde yaşamanın, kendi evini kendin inşa etmenin, tezekleri biriktirip ev yapmanın, sıva yapmanın ne kadar tatmin edici ve harika olduğunu düşündüm. Kendi kendini geçindirebilmenin, sürdürülebilirliğin en temel şeylerden biri olduğunu gördüm yine ve yine imrendim. Üzüldüm de..Köylerin artık eskisi gibi kendini sürdüremediğini, köy evlerinin de artık beyaz eşya ve mobilyayla dolduğunu gördüm. Köy bakkalında satılan bembeyaz kar gibi ekmekler, bacası yıkılan mahalle fırınları, ve poşet tarlaları gördüm. Artık ekmeklerin nohut mayasıyla, paylaşılan üretilen mayayla değil Dr Oetker’le yapıldığını gördüm ve üzüldüm. Anneannem anlattı 1950’li yılları ve üzüldüm. Çamaşırları çamaşır sodası ve sıcak suyla yıkadıklarını anlattı, kendi kıyafetlerini diktiğini anlattı. Utandım, kendi söküğümü dikememekten, kendi yiyeceğimi yetiştirememekten, bu kadar çok tükettiğimden utandım. Pırasa, soğan, turp tohumlarını ayırt edemedim. Gelin çiçeği ve mercanköşk, kadife çiçeğiyle sarmaşık tohumunu ayırt edemedim. Turpun 7. ayda ekileceğini bilemedim. Mısır’ın fasülyeye sarılması gerektiğini anneannem zaten biliyordu, anlatamadım.

Kaybolmuş…bütün bu bilgilere birşeyler olmuş biryerlerde yitip gitmişler. Ya bizler üniversite okurken ve internette araştırma yaparken ya da anne babalarımız şehre göç edip gittiğinde. Kendimizi sürdürememeyi öğrenmişiz. Bİze öğretilen herşey zarar verme, tüketme, yıkma üzerine kurulu, anlayamamışız. Olmamışız henüz, büyüyememişiz hala. Ne kadar çok bildiğimizi düşünüyoruz ve ne kadar az öğrenebiliyoruz. Masanobu Fukuoka’ya hak verdim. Çiftçinin felsefeye ihtiyacı yok. Çünkü felsefe gereksiz. Biz modern dünya insanı herşeyi aklımızla çözümlemeye, ayrıştırmaya çalışırken ne kadar çok zarar vermiş, ve hiçbirşey öğrenememişiz. Permakültürün hasını yapıyor anneannem, diye düşünüyorum. Bahçe yerleşiminin felsefesini yaptım. neyi nereye neden koymuş. Bill Mollison’dan daha çok şey bildiğini düşünüyorum kesinlikle.

73 yaşında anneannem. Çok gelecek vaad etmiyor. Bir neslin ölümü bir bilgi hazinesinin kaybolması, ve bizim kitaplara daha bağımlı olmamız anlamına geliyor… Ama ben bunu 29 yaşımda farkettim, ne yazık….

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

bill mollison, permakültüre giriş

6 Mayıs 2012 Dünya Permakültür Günü, biliyorsunuzdur tahminen. Bu linkten birçok kaynak, fotoğraf, etkinlikler hakkında bilgi sahibi olabirsiniz. Aslında üniversitede böyle bir günü kutlamak için teklif sunup, bir program geliştirmeliyim diye düşünüyorum fakat bu yoğunlukta derse girerken pek mümkün görünmüyor, bir yandan ev, bir yandan sera, bahçe hazırlıkları, bir yanda oğlum… Permakültür’ü gençlere anlatmak için de çok güzel bir fırsat aslında.

Önce kendimden başlayayım dedim ben de, Bill Mollison okumaya başladım, Masanobu Fukuoka’nın diğer kitaplarına da başladım. Sırada çok var hala. Henry D. Thoreau ile başlayıp nerelerden çıkacağım bakalım. Sineksekiz yayınevi’nin yayını bu kitap, ve henüz yeni çevrildi Türkçe’ye.

“Permakültür, doğal ekosistemlerin çeşitliliğine, istikrarına ve esnekliğine sahip olan tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımlarının sağlanmasıdır. Üzerinde yaşayan insanlar ile arazinin, insanların gıda, enerji, barınak ve diğer maddi ve manevi ihtiyaçlarını sürdürülebilir bir şekilde sağlayan ahenkli bütünleşmeleridir. Permakültür olmaksızın istikrarlı bir sosyal düzen mümkün değildir.”

devam edecek…

heyecanla bekliyorum

heyecanla bekliyorum

henüz başında olsak ta, görmek istiyorum bu fotoğrafı kendi makinemde.

arkadaş bitkiler

Bitkilerin de arkadaşı olabilirmiş, hiç bilmezdim. Üniversitemizde bahçecilik faaliyetlerimiz rektörümüzden onay aldı, havaların ısınmasıyla birlikte biz de çalışmalara başladık. üniversitemizin yanındaki otelin arkasında çiçek yetiştirmek için sera varmış, haberimiz yok! Serada tohumlarımızı viyollere ektik, çimlendirme başladı, eksik tohumumuz var bir kaç tane, onları da bu hafta tamamlıyoruz. 

Bahçeye ne ekeceğimizi kararlaştırmaya çalışırken buldum “companion planting” terimini. Organik bahçeciler zaten çok kullanıyorlarmış bu yöntemi. Anneannemin çiçekleri sebze bahçesinde neden oraya buraya, yerli yersiz diktiğini hiç anlamazdım, şimdi jeton düştü. Mercanköşk, sardunya, petunya, latin çiçeği, civanperçemi, ve kadife çiçeği, güçlü kokularıyla böcekleri uzak tutuyor, zararlılarla mücadele doğal olarak, kendiliğinden gerçekleşiyormuş. canım anneannem. sen aslında ne kadar çok biliyorsun, ama bizim haberimiz yok.

Mısır ve fasülyeyi birbirinden bir karış aralıkla dikiyoruz, mısır fasülye için sırık görevi görüyormuş. Havuç ile dereotu kankalarmış!Çalı fasülye, patlıcan ve nane birlikte olmalılarmış! Mısır ve salatalık ta aynı şekilde. Meyvelitepe bu konuda detaylı bir yazı yazmış zaten.

Planda bahçenin etrafını sırf çiçekle çevirdik, iç kısımlara da kekik, biberiye, dereotu serpiştirdik. Öğrencilerle de bir müzakere edip son şeklini vereceğiz bu hafta.

Çapalama haftaya başlar, iki haftaya kadar da transplanting işlemi başlar. Bu arada tahminimden fazla gönüllü öğrenci çıktı henüz afişimiz hazır olmamasına rağmen. nasıl bir plan program geliştireceğim konusunda hala bir fikrim yok.

foto kaynak

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Parizyen Arılar

 

 

Çiçekli bir çok bitki tohum ve meyve üretmek için tozlaşmaya ihtiyaç duyar.

100.000’den fazla türde böcek, kuş ve hayvan bitkilerde tozlaşmayı meydana getiriyor.

Bir çok önemli gıda mahsülü tozlaşmaya bağlı elde edilebiliyor.

Fakat, günümüzde ciddi anlamda tozlaşma problemi var ekosistemimizde (Ekosistemi kim takar?) Tozlaşmayı sağlayan hayvanların ekosistemlerinde değişiklikten kaynaklanan problemler tabii ki de. Bitkilerde tozlaşmayı sağlayan kuş, böcek ve hayvanların yaşadığı ormanlar ve diğer alanlar insanlar tarafından yok ediliyor ya da kirletiliyor. Sonuç hayvanların ölümü ya da bölgeyi terketmesi.

Dünyaca tükettiğimiz gıdanın %70’inin tozlaşma ile elde edildiğini düşünürsek, ilk sonuçlardan birisi bizleri bekleyen gıda sıkıntısı. Brezilya’da yağmur ormanlarının aşamalı olarak yok olmasıyla ve böcek ilacı kullanımından dolayı belli bitkilerde tozlaşmayı sağlayan böcekler artık yok. Sebze ve meyvelerin fiyatı yüksek, daha pahalı gıdayı alamayan bir çok insan, daha ucuz olan sağlıksız, katkılı gıdalara yönelmiş durumda. Kanser oranından bahsetmiyorum bile.

Tozlaşmanın zarar görmesinin dolaylı olarak birçok sonucu olsa da bir  diğer sonucu da maddi. Brezilya’da el ile tozlaşma sağlanıyor. Bu tabii ki çiftçiler için çok maliyetli, gıda maliyetinin artmasının bir sebebi de bu.

Fukuoka ne güzel söylemişti Ekin Sapı Devrimi‘nde, “eğer sadece organik tarım yapılsaydı, böcek ilacı, suni gübre kullanmadan, herşey ne kadar ucuz bulunurdu ve çiftçilik ne kadar az maliyetli olurdu.” Kendi elimizle müdahale ettiğimiz bu döngü yine de bize ürün vermeye devam ediyor. Cömertliğin bu kadarı!

Amerika Birleşik Devletleri’nde arıcılık yapanların birçoğu şu anda nasıl para kazanıyor biliyor musunuz? Kovanlarını tozlaşma yaptıranlara kiralayarak. Çiftliklerine kovanları götürenler şöyle bir sonuçla karşılaşıyor yalnız: arılar geri gelmiyor. Sebep böcek ilaçları, arıların çok çalışması, kirlilik.

Aslında yazmak istediklerim Paris’teki arılardı. İlk olarak burada okudum. Arıcılık bugünlerde Paris’te epey yaygınlaşmış. Restoran, apartman çatılarına kovan yerleştiriyormuş Parisliler. Ve arılar sevmiş Paris’i, balkonları, parkları çiçekli Paris’te çok popüler olmuş arıcılık. Eğer arıcılık yapmak istiyorsanız Paris’te tek yapmanız gereken belediye’ye kaydınızı yaptırmak ve okul/hastanelere 25 m mesafede olmak. Paris’teki arıların üretken olmasının bir diğer sebebi de böcek öldürücülerin son 10 senedir yasak olması. Burada ve burada okumak isterseniz. Yine burada güzel bir yazı. Paris Opera Binası da nasibini almış arı kovanlarından.

Önceki postlardan belki biliyorsunuz, üniversite bahçeciliğine başlıyoruz. Bu konuda araştırma yaparken bir kaç üniversitenin arı kovanları olduğunu okumuştum. Harvard bunlardan birisi. Diğeri de York University. Belki ileride bunu da proje olarak sunabiliriz kimbilir.

Her neyse, güzel şeylerin de olduğunu duymak umut verici… Kent Arıcılığı yapan var mı aranızda?

Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 8 takipçiye katılın

Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 8 takipçiye katılın